Azerbaycan’dan dönen askerlerimizi taşıyan C-130 kargo uçağının, Gürcistan hava sahasına girdikten kısa süre sonra düşmesi ve 20 vatan evladımızın şehit olması hepimizi derinden yasa boğdu. Bu coğrafyada vatan, canını feda edenlerin omuzlarında duruyor. Anadolu’dan Kafkaslara, Balkanlardan Filistin’e kadar atalarımızın ayak basmadığı, kanının akmadığı yer neredeyse yoktur.
Bu milletin hafızası diri, tarihi ve kahramanlık destanları derindir. Biz; kolay ağlamayan, öfkesini içinde biriktiren, intikamını zaman geçse de alan, sabırlı ve unutmaz bir milletiz. Bugün için C-130 uçağının düşmesini kaza olarak kabul edelim. Fakat biz bilmesek bile devlet aklının gereken her detayı büyük titizlikle inceleyeceğinden eminiz.
Bizler kazalara ve sabotajlara yabancı değiliz. Ancak bakımları yapılmış bir uçağın böylesine elim bir şekilde düşmesi, sorgulama refleksimizi doğal olarak harekete geçiriyor. Üstelik yayımlanan görüntüler hem ürkütücü hem de soru işareti uyandıracak kadar netti. Bu coğrafyada birçok saldırı, tarihe “kaza” diye geçmiştir. Oysa çoğu zaman bu kazaların ardında devletlerin hesaplaşmaları yatar.
Son 20 yılda Libya’dan Suriye’ye, İran’dan Irak’a, Sudan’dan Gazze’ye kadar bölgede örtülü operasyonlar, suikastlar ve uçak düşürmeleriyle örülü bir mücadele yaşandığını gördük. Türkiye de bu büyük hesaplaşmanın tam ortasında. Son dönemde bölgedeki güç dengelerinin değişmesiyle bazı ülkelerin Türkiye’ye karşı yeni ittifaklar kurduğu da bilinen bir gerçek.
Bu tür hesaplaşmalar çoğu zaman hukukun ve diplomatik nezaketin dışında yürütülür. Şüpheli ülkeler hiçbir zaman açıkça bir şey söylemez. Türkiye ise taziyeleri kabul etse de, gerçeği öğrendiğinde zamanı geldiğinde gereğini mutlaka yapar. Çünkü Türkiye için bir şey “yarına bırakılır, ama asla yanına bırakılmaz.”
Bugün akıllarda binlerce soru var. Bu sorular arttıkça öfkemiz de artıyor. Çünkü bu aziz millet, 20 şehidin ardındaki adresi az çok tahmin ediyor. İçimiz yanarken, bir yandan da Yunanistan’ın C-130 görsellerini paylaşarak sonra kaldırması, acımıza saygısızlık eden bu tutumun ardından yayınladığı özür, elbette ki Türk devlet aklının bir köşesine not edilmiştir.
Sonuç olarak: Dört motorlu bir uçağın havada parçalanarak düşmesinin zor olduğunu düşündüğümüzde, sabotaj ihtimali akla gelmektedir. Bu ihtimali sorgulamak da en doğal hakkımızdır. Bize düşen; sabırla beklemek, hafızamızı diri tutmak, olup biteni akıllıca takip etmektir.
Şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Selam, dua ve bayrakla kalın.



