Memleketin en sıkıntılı anında, herkesin "imdat" diye haykırarak koştuğu, gece gündüz demeden ülkenin güvenliği için nöbet tutan polisimizin itibarı ve huzuru, bugün maalesef derin bir yara almış durumda. Çalışma şartlarının ağırlığı, özlük haklarındaki yetersizlikler ve toplumsal itibardaki erozyon, bu fedakâr insanları görünmez bir hale sürüklüyor. Geçtiğimiz yıl 67 polisimizi intihar nedeniyle kaybetmiş olmamız, bu buhranın ulaştığı vahim boyutun sadece bir göstergesi.
Sorunun özüne baktığımızda, çarpıcı bir adaletsizlik tablosu ile karşılaşıyoruz. Kamuoyunda sıkça tartışılan, TSK mensuplarının mali ve sosyal hakları ile polisimizin hakları yan yana konulduğunda, ortaya kabul edilemez bir eşitsizlik çıkıyor. Rakamlar ortada: Uzman onbaşı, uzman çavuş ve astsubay maaşlarının 55 ila 90 bin lira bandında seyrettiği bir dönemde, emekleri ve riskleri yadsınamaz olan bir polis memurunun maaşının 65 bin lirada kalması, üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken bir meseledir.
Bu fark, emeklilikte daha da belirginleşiyor. TSK mensuplarının OYAK ve emekli ikramiyeleriyle rahatlıkla konut sahibi olabildiği bir sistemde, emekli bir polisin aldığı tazminatın ancak "gecekondu" seviyesinde bir mülke imkân tanıması, bu hizmete verilen değerin ne yazık ki somut bir yansımasıdır.
Ancak mesele sadece maddi boyutla sınırlı değil. Polisimizin itibarı, adeta "eşantiyon" muamelesi görürcesine heba ediliyor. 100 kişilik bir spor müsabakasına 400 polisin görevlendirilmesi, 25 yıllık tecrübeli bir memurun siyasi kaygılarla anlamsız görevlere koşulması veya sıradan bir konser için yüzlerce personelin seferber edilmesi, bu değersizleştirmenin günlük hayattaki yansımalarıdır. İl Emniyet Müdürlüğü'nden emekli olan üst düzey bir yöneticiye bile bir konut alacak kadar ikramiye verilmemesi, durumun vahametini gözler önüne seriyor.
Bu tablo karşısında sessiz kalmak, sadece adaletsizliğe ortak olmak anlamına gelir. Polisimizin yüzünün gülmediğini, otobüste, sokakta, pazarda her birimiz onların yüzlerinden okuyabiliyoruz. Bu gidişata "dur" demek, sadece bir insanlık görevi değil, aynı zamanda ülke güvenliğimizin olmazsa olmazıdır.
Sonuç olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ve ilgili tüm mercilere acil bir çağrıda bulunuyorum: Polisimizin özlük hakları, çalışma şartları ve emeklilik sistemi, insani ve adil bir temelde ivedilikle yeniden düzenlenmelidir. Aksi takdirde, bu derin yaranın daha fazla acıya ve kayba yol açmasının önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Etrafıma bakıyorum; bu kıymetli hizmetin hakkını teslim etmeyen her anlayış, memleketin geleceğine karşı da kayıtsız kalmış demektir.
Selam Dua ve bayrak ile kalın.



